Tarımsal Üretimin Olmadığı Yerde Kazanılan Paranın Hükmü Var Mıdır ?

Rate this post

Teknolojinin gelişmesiyle insanlık tarihi geçmişte hayal edemeyeceği icatlara imza attı. Zaman ilerledikçe, olumlu yönde aşama kaydetti, ihmal edilse de bırakılmadı, dünyada tarım. Bu süreç içerisinde tarımsal faaliyetler ara ara ihmal edilse de vazgeçilmedi. Mezopotamya’da başlayan tarım faaliyetleri, Nil nehrinin beslediği Mısır’ın bereketli ovaları, haçlılar vasıtasıyla öğrenilen teknikler ve Avrupa’da gelişmeye başlayan tarımsal faaliyetler…

Sanayi devrimine kadar dünya’da tarım birincil ekonomik faaliyetti. Uluslararası ticarete konu mallar tarım ürünleriydi. 18. yy’da İngiltere’de başlayan sanayi devrimi ile büyük buharlı motorlardan elde edilen güç yeni dünya düzenine işaret etmekteydi. İplik dokumanın kolaylığı ve makinenin verdiği hız daha çok hammadde ve emek gücüne ihtiyacı doğurmuştu. İplik için gereken pamuk Britanya adasında yeterli olmayınca İngiltere koloni kurma yolunu seçti. Kolonilerle hem işçi elde ediyor hem de hammadde tedariki sağlıyordu. İngiltere’de piyasa, sermayedarlarca doyma noktasına ulaşınca bu kişiler Amerika Birleşik Devletleri. ‘nin yolunu tuttu. Geniş ve sulak ovaları, bol ormanları, yerleşime müsait alanları, tonlarca rezerve sahip madenleriyle yeni kurulan A.B.D. sadece sermayedarlara değil, eski kıtadan iş tutturamamış yeni bir hayat peşinde koşan milyonlarca insana umut olmuştu. A.B.D.’nin kısa sürede zenginleşmesi patent başvurularına olan talep artışı, elektrik, petrol gibi yeni ekonomik faktörler elde edip kullanmaları, savaş coğrafyalarına olan uzaklığından kaynaklı olmuştur.

Sanayi sektörü büyüdükçe işçi talebi artış göstermiş ve şehir nüfuslarının göç alıp nüfusun buralarda yoğunlaşmasına neden olmuştu. Dünyada artık yeni bir kitle vardı, “işçiler”. Eski köleliğe kıyasla özgürdüler. Her ne kadar iş saati bazı ülkelerde 15 saati geçse de köleliğe kıyasla hakları vardı. Sanayi devriminin ilk evresinde çocuk ve kadın işçilerin ücretleri yetişkin erkeğe göre düşüktü. Cinsiyete göre belirlenen ücret tarifeleri işgücü piyasasında ilk eşitliksizliğin temellerini atıyordu. Kırsal kesimde yaşayan nüfusun büyük bölümü de göç etme tercihinde bulunarak işçi olmak için şehirlere gidiyordu. 19.yy’da İngiltere, A.B.D., Almanya ve Fransa’da işçi nüfusu oldukça yüksekti. Şartlar günümüze kıyasla vasattı ve insanlık dışıydı. Karl Marx’ın da fikirlerinin olgunlaştığı evre olan bu yüzyılda insanlar artık hak aramaya başlamışlardı.

Çelik, elektrik gibi alanlarda gelişen sanayi faaliyetlerine biyoloji ve kimya alanındaki gelişmeler de eklenince işin içine tarımsal ürünlerin de işlenmesi girmişti. Artık yiyecek ve sağlık sektöründe kullanılan tarımsal ürünler sanayide de hammadde olarak kullanılacaktı. Hızlı sanayileşme beraberinde hızlı büyüyen şehirler getirmişti. Bu da çoğu sanayi şehrinde gecekondulaşmaya, çarpık kentleşmeye neden olacaktı.

20.yy’da dünya iki büyük savaş yaşayıp nüfusta durgunluk yaşansa da bu yüzyılda dünya nüfusu büyük bir artış göstermiştir.

Yıl
Nüfus (Milyon)
0
170
200
190
400
190
500
190
600
200
700
210
800
220
900
240
1000
265
1100
320
1200
360
1300
360
1400
350
1500
425
1550
480
1600
545
1650
545
1700
610
1750
720
1800
900
1850
1200
1875
1325
1900
1625
1925
2000
1950
2500
1975
3900
1999
6000
2000
6100
2017
7500

( Kaynak: http://worldhistorysite.com/populationi.html )

Nüfusun bu denli katlanarak büyümesi bilim adamlarını harekete geçirmiş, işin içine kazanç hırsı da eklenince GDO bulunmuştur. Bu kimyasal ile bitkilerin genetiği değiştirilerek verimlilik artışı hedeflenmiştir. İstenildiği gibi de olmuş ve mevsiminde yenebilecek bitkiler mevsim dışı da üretilmeye başlanmıştır. Başta iyi gibi gözüken bu uygulama zamanla insanları organik ürün arayışına iterek tarımsal ürünlerde çift fiyat sistemini oluşturmuştur: GDO’lu ve organik tarım ürünleri.

Ekonomide önemli yeri olan ve aynı zamanda papaz T. Robert Malthus, iktisat literatürüne nüfus teoremi ile önemli katkı yapmıştır. En sadece biçimiyle söylediği, “gıdanın aritmatik, nüfusun ise geometrik artacağı ve bu yüzden gelecekte yiyecek sıkıntısı baş gösterecek”. İlerleyen süreç ekonomi çevresinde Malthus’u haksız çıkarttı ve dünyada kıtlık olmadı. Tabi bu antitez Afrika’da açlıktan ölenler için ne söylüyor ? Bunu ayrı değerlendirmek gerek.

Genel hatlarıyla tarımın ekonomideki rolü yer yer değişse de aslında oldukça hayati öneme sahiptir. Günümüz teknolojisiyle sermaye yoğun üretim yapan ülkelerde tekrardan tarıma yönelme vardır. Avrupa Birliği, bütçesinin %40’ını tarıma ayırarak dünya’ya bu işin ciddiyetini göstermiştir. Ülkeler, kendi vatandaşlarına yetecek tarımsal üretimi gerçekleştirmeden sanayiye ağırlık verdikçe iç piyasada tarımsal ürün azlığından doğan fiyat artışına engel olamayacaklardır. Bunu engellemek için dışarıdan ithal edilecek ürünlerin de maliyetleri ve ardından gelen dışa bağımlılık yerli üreticiyi de küstürebilir. Ülkeler, toprağın yapısını bozmadan üretimi desteklemelidir.

Türkiye, tarımsal üretim konusunda kendi potansiyelinin altındadır. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 2017’da açıkladığı tarım raporu verilerinde tarımın ekonomiye katkısı 2000-2015 arasında ortalama %9’dur. Türkiye’nin dünya tarımsal katma değeri içerisindeki payı %1.7′, Nijerya’da bu oran %3.4, Brezilya’da %3.2, Endonezya’da %3.5, ABD’de %6.7, Hindistan’da %9.7, Çin’de %28.3’dür. Gelişmekte olan ülkelerde 790 milyon kişi yetersiz beslenmektedir. Bu kategoride Hindistan birinci sırada iken onu Çin takip etmektedir. Türkiye’da arazi verimliliği 2000-2015 arasında %30 artarken, işgücü verimliliği %100 artmıştır (Kaynaklar: TÜİK (2016f ve h)’den yazarların hesaplamaları). Verilere göre tarım alanında net ihracatımız olumlu değerde olsa da fiyatların yüksekliği araştırılmaya değer bir konudur.

Dünyada sermaye yoğun üretim yapan ülkelerin büyük bölümü, tarımsal alanda geri kalmamışlardır. Tarım sektöründen sonra sanayiyi ve sonrasında hizmet sektörünü geliştirmişlerdir. Her ne kadar zengin olsa da bir ülke tarımsal ürüne ihtiyaç duyar. Ürünü elinde bulunduran fiyat avantajına sahiptir. Tarımsal alanda dışa bağımlı olmayan ülkeler, gelişimlerini elbet tamamlayacaklardır. Çağımızda hizmet sektörü ve beyaz yaka dediğimiz pozisyonlar özendirilse de bilinmelidir ki tarımsal ürünlere her zaman muhtacız. Özellikle genç kesimin tarıma özendirilmesi gerekmektedir.

Atatürk’ün dediği gibi “Toprak o kadar cömert ki, dökülen bir damla alın terinin karşılığını verir.”

*Resim, Union of Concerned Scientists sitesinden alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir